|
Kitaplar Sürekli Yazılar Kitap Söyleşileri Yazılanlar |
3 Mart 2025"SÜREÇ" Konusunda Öcalan'ın Farklı Zamanlardaki Açıklamaları ve Bazı Yorumlar Geçen haftanın en önemli olayı hiç kuşkusuz Erdoğan/AKP İktidarı'nın yardımıyla, İmralı'dan getirilen Öcalan'ın mektubuydu. Buna karşı sol kanat partilerinden yapılan yorumların çoğu eleştiri dozu yüksek açıklamalardı. Bugün bu metinleri buraya kaydediyorum ki, sonradan yorum yapmak isteyenlere yardımım olsun. Ayrıca Öcalan'ın daha önceki açıklamalarının metinlerini de art arda sıraladım ki, aradaki fark görülebilsin. * * * Şubat 1999'de Kenya'da CIA tarafından yakalanıp, idam cezasının kaldırılması koşuluyla Türkiye'ye iade edilen Abdullah Öcalan'ın ilk önemli metni bir kitap halinde yayınlandı. Bu kitabı burada alıntılamak çok uzun olduğu için, hakkındaki iki önemli yorumu alıntılamakla yetiniyorum. * * * Abdullah Öcalan'ın Açıklamaları Üzerine 6 Ağustos 1999 İnsan Hakları Derneği Abdullah Öcalan'ın avukatları aracılığı ile kamuoyuna duyurduğu görüşler, tüm toplum kesimlerini ilgilendirmektedir. Öcalan'ın, PKK'nin silahlı mücadeleye son vermesi ve silahlı güçlerini Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkarması çağrısında bulunması, genellikle olumlu ve cesur bir girişim olarak değerlendirilmektedir. Bunlar, yerinde değerlendirmelerdir. Zira, çağrı metninden, Öcalan'ın silahlı örgüt bakış açısını kesin olarak terkettiği anlaşılmaktadır. Bakış açısı, savunmasının doğal seyrine uygun olarak, şiddet araçlarını terkederek, insan hakları ve demokratik standartların geliştirilmesi için, demokratik araç ve yöntem kullanma bakış açısına evrilmiştir. Bu ise, tüm dünyada politika biliminin gerektirdiği ve kabul gören bir anlayıştır. Belirtilen durumda (şiddetin politik faaliyetin meşru zemini dışına çıkarılmasıyla) Türkiye toplumunun derin acılar yaşamasına neden olan ortamdan çıkış için bir yol açılmış olmaktadır. Bu yolda yürümek gerekir. İHD'nin altını çizmek istediği nokta, silaha ve şiddete dayalı bakış açısının yerini, demokratik araç ve yönteme dayalı bir politik bakış açısının almasının önemidir. İHD, kurulduğu günden bugüne değin, insan hakları ve demokratikleşme istemlerini, demokratik araç ve yöntemlerle dile getirme tavsiyesi ve telkinini yapmaktadır. Yasal ve meşru zeminin bu olduğu düşüncesindedir. Herkes, şiddet ortamını doğuracak, yeşertecek açıklama ve değerlendirmelerden kaçınmalı, barışçıl ve demokratik ortam için katkı sunmalıdır. Türkiye'nin sorunlarını soğukkanlı olarak tartışmaya ihtiyacı var. İHD, öteden beri,"Türkiye'nin temel sorunu demokrasi sorunudur, bu sorunun en önemli halkası da Kürt sorunudur" saptamasında bulunmaktadır. Bu, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin ekonomik ve sosyal sorunlarını ihmal etmek anlamına gelmemektedir. Belirtilen durumda, parlamento ve hükümet, güçlü insan hakları ve demokratik standartların yükseltilmesi atağında bulunduğunda, Türkiye'nin parlak geleceğine katkıda bulunmuş olur. İHD, insan hakları ve demokratik standartların yükseltilmesi çalışmalarına karşı pozitif bir tutum içersindedir. İnsan hakları ve demokratik standartlar, şiddet ortamının yok edilmesinde en etkili yoldur. Demokratik standartların yükseltilmesinde izlenecek güven verici politikalar, yasal ve yapısal reformlar Türkiye'nin önünü açacaktır. Kürtler Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü ihlal edecek hiçbir düşünce taşımamışlardır. Kürtler, Türk halkı ile birlikte yaşama iradesini her şart altında göstermişlerdir ve halk arasında hiçbir problem bulunmamaktadır. Öcalan'ın, savunmasında dile getirdiği sistem içi çözüm önerisinden sonra, şimdi de, politik faaliyet için, demokratik araç ve yöntem önerisi (şiddete son verilmesi, PKK'nin silahsızlandırılması, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkılması önerileri) bizce bu ülkede yaşayan herkesin, hepimizin iradesine, yani tüm halkın iradesine uyulmasının örneğidir. Bu bakımdan Türkiye insanını yaşanan acılı sürece rağmen, Türküyle Kürdüyle gösterdiği sağduyu ve olgunluk nedeniyle, kutlamak gerekir. İHD ve demokratik kamuoyu, devleti yöneten kadroların, halkın gösterdiği olgunluğu ve barışçıl ilişkilerini doğru algılayıp, başta ifade özgürlüğü ve ölüm cezası olmak üzere, hak ve özgürlük alanındaki problem alanlarını ortadan kaldırmaları beklentisi içerisindedir. Hüsnü Öndül Genel Başkan * * * PKK'nın İmaj Çalışması: Demokrasi ve Ekoloji Söylemleri Ekseninde KCK Sözleşmesi[1] Yunus KARAAĞAÇ* 18 Aralık 2021 Giriş 1978'teki kuruluşundan bugüne yaklaşık 40.000 insanın ölümüne neden olan PKK (Kürdistan İşçi Partisi), yalnızca Türkiye Cumhuriyeti tarafından değil, ABD ve AB ülkeleri başta olmak üzere uluslararası toplumun geneli tarafından terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Düzenlediği terör saldırıları ve öldürdüğü insan sayısı bakımından dünyadaki ilk 25 terör örgütü listesinin içinde yer alan PKK (Mandala, 2017: 364), özelikle 1999 yılından itibaren bir yandan terör örgütü kimliğinden sıyrılmak diğer yandan da kuruluş hedefi olan birleşik, bağımsız Kürdistan'a dolaylı yollardan ulaşmak için çeşitli stratejiler geliştirmeye çalışmaktadır. Abdullah Öcalan'ın Şubat 1999'da Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirilmesi ile başlayan PKK'nın terörizm dışı bir görünüme bürünme çabaları, 2007 yılındaki KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) ilanı ile somutlaşmıştır. Demokrasi, ekoloji ve feminizm retoriği temelinde ilan edilen KCK modeli; devletsiz ve silahsız yaşam, sınıfsız ve eşit toplum mottoları ile desteklenmeye çalışılmıştır. Buna karşın gerek Öcalan'ın söylemleri ve PKK'nın devam ettirdiği terör eylemleri gerekse de KCK Sözleşmesinin ilgili maddeleri terörizm dışı imaj çabalarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, terör örgütü PKK'nın ikircikli ve oportünist stratejisi irdelenecektir. Abdullah Öcalan'ın İmralı Günleri ve Demokratik Cumhuriyet Söylemi Abdullah Öcalan'ın 15 Şubat 1999 tarihinde Türk istihbarat servisinin başarılı bir operasyonu ile yakalanarak Türkiye'ye getirilmesi, hem Öcalan'ın hem de PKK'nın dönüşümsel bir sürecin içine girmesine neden olmuştur. İmralı'daki ilk sorgularında anne tarafından Türk olduğunu ve devlete karşı çıkmanın büyük bir hata, hatta delilik olduğunu aktaran Öcalan, Türkiye'den asla ayrılmak istemediklerini ifade etmiştir. Kürtlerin ve Türklerin öz kardeş olduklarını söyleyen Öcalan, bu düşüncelerinin hapis koşullarının getirdiği pragmatik hamleler şeklinde görülmemesini kayıtlara özellikle düşmüştür (Öcalan, 1999; Öcalan, 2001). Bu süreçte PKK, tek taraflı ateşkes ilan ettiğini duyurmuştur. İfadelerinde ve mahkeme savunmalarında ulusların kendi kaderini tayin hakkının çıkmaz bir sokak olduğunu vurgulayan Öcalan, demokratik kültürün geliştirilmesinin ve ortak vatan çatısı altında kardeşçe yaşamaları gerektiğinin altını çizmiş, bu yaklaşımında Leslie Lipson'dan etkilendiğini ifade etmiştir (Öcalan, 1999). Lipson'ın Demokratik Uygarlık teorisi, farklı ırkların ve farklı kültürlerin demokrasi mefhumu içinde bir arada yaşayabileceklerini savunmakta; ABD, İsviçre, Kanada gibi sosyal ve kültürel yönden son derece heterojen ülkeler "benzemezlerin birliği" kavramıyla örnek gösterilmektedir (Lipson, 1984). "…Çözüm ne ayrı devlet, ne inkârdır… Gerçek bir demokrasi ayrı bir devletten de, federasyondan da daha değerlidir" (Öcalan, 2001) ifadeleriyle Demokratik Uygarlık teorisini benimsediğini deklare eden Öcalan, söz konusu teoriyi Demokratik Cumhuriyet ismiyle kullanmıştır. Demokratik Cumhuriyet söylemine göre Kürtler, sosyal ve kültürel haklarına kavuşmalı, varlıkları anayasada garanti altına alınmalıdır (Bila, 2016). Dolayısıyla Öcalan Türkiye'nin üniter bütünlüğü içerisinde ortak bir yaşam söylemini benimseyerek ayrılıkçılık emellerinden vazgeçtiklerini ifade etmiştir. Fakat Öcalan'ın ABD'li anarşist düşünür Murray Bookchin'i keşfetmesi ile demokratik cumhuriyet söylemi, komünalizm ve demokratik özerklik potası içerisinde erimeye başlamıştır. Demokratik Cumhuriyet'ten Toplumsal Ekoloji ve Komünalizm Teorisine Geçiş Murray Bookchin ekolojik hareket çalışmalarında bulunmuş bir düşünür olmakla birlikte, radikal belediyecilik anlayışının önemli bir ismidir. Bookchin; belediye, mahalle ve kasaba ölçeğinde halkın doğrudan demokrasiye katıldığı yönetsel bir modeli savunmuştur. Bu model, konfederal temelli âdemi-merkeziyetçi bir yapılanma görünümündedir (Bookchin, 2014; İmga, 2009). Bookchin devlet aygıtına ve hiyerarşik devlet sistemine şiddetle karşı çıkmaktadır. Çünkü devlet olgusunu tahakküm anlayışının en gösterişli örneği olarak resmetmektedir. Tahakküm ve hiyerarşi kavramlarını reddeden Bookchin, ataerkil düzenin, hiyerarşik bürokrasinin, toplumsal sınıfların ve mülkiyetin ortadan kaldırılmasını savunmuş ve ekoloji anlayışını bu doğrultuda oluşturmuştur (Bookchin, 1996). Ona göre ekoloji yalnızca çevre sorunları ile ilgilenmemelidir. Çünkü Bookchin'e göre ekoloji; sınıfsız bir toplumu, devletsiz bir yaşamı, özgürlükçü yerel idareyi içine alan bir yönetim modelidir (Bookchin, 2015). Murray Bookchin'in Toplumsal Ekoloji ve Komünalizm teorisini benimseyen Abdullah Öcalan (2004) Bir Halkı Savunmak ismindeki kitabında Bookchin'in tezlerini birebir kullanarak, yerel yönetimlerin özerk bir yapıda olduğu demokratik otonomi hedefini açıklamıştır. 1999 yılında çözülme sürecine giren ve kuruluş amaçlarından vazgeçtiğini ilan eden terör örgütü PKK, 2004 yılındaki 10. Kongresi'nde, tek taraflı ilan edilen ateşkesin bozulduğunu ilan etmiş, ayrıca Öcalan'ın işaret ettiği demokratik-ekolojik-feminist toplum anlayışı temelinde ilerleneceğini duyurmuştur (Karayılan, 2008). Türkiye'nin belirli bölgelerini ele geçiremeyeceğini kavrayan PKK, uluslararası meşruiyete kavuşma ve kendisine terörizm dışında bir imaj yaratma amacıyla 2005 yılında 11. Kongresi'ni düzenlemiştir (Tekin, 2019). Devlet odaklı olmadığını, demokratik, özgür ve eşitlikçi bir toplumu esas aldığını; ekolojik, feminist, kültürel genişlemeye dayanan, meşru savunmayı da ihmal etmeyen bir yapıya büründüğünü deklare eden PKK, aynı kongrede KKK (Kürdistan Demokratik Konfederalizmi) sözleşmesini ilan etmiştir. KKK sözleşmesinde; ulus devlet anlayışı reddedilmiş, Atina modeli olarak imgelenen doğrudan demokrasi anlayışının esas alındığı ifade edilmiştir. Aynı sözleşmede tartışma ve karar alma yetkisinin halkın kendisinde olduğu vurgulanmış; etnik, dini ve sınıfsal farklılıkların gözetildiğine yer verilmiştir (Deligöz, 2012). KKK açılımı ile meşru ve yasal bir parti görünümüne bürünmeye çalışan PKK, KKK yapısının hedeflenen sonucu sağlayamaması üzerine 25 Mayıs 2007 tarihinde yeni bir çatı yapılanması olarak KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) sistemini ilan etmiştir (Sezer, 2012). Ekolojik, Feminist ve Sınıfsız Toplum İmajı: KCK Sözleşmesi ve Retoriğin İflası Lipson'ın Demokratik Uygarlık teorisiyle başlayan ve Bookchin'in Toplumsal Ekoloji teorisiyle şekillenen PKK'nın yeni paradigma oluşturma süreci, ilan edilen KCK Sözleşmesi ile cisimleşmiş, PKK, devletsiz bir yönetim anlayışına ve demokratik bir toplum düzenine yöneldiğini deklare etmiştir. Fakat ortaya konan KCK Sözleşmesi incelendiğinde söylem ile pratiğin büyük bir çelişki içinde olduğu göze çarpmakta, ekoloji ve sınıfsız siyaset retoriklerinin terör örgütünün taktik hamleleri olduğu ortaya çıkmaktadır. KCK Sözleşmesinin maddeleri incelendiğinde PKK'nın terör dışı bir yapıya geçmediği, sözde Kürdistan hedefine dolaylı yoldan ulaşma amacı taşıdığı görülmektedir. Bu kapsamda KCK Sözleşmesinin içerik analizini yapmak gerekmektedir. KCK Sözleşmesi, 14 bölüm ve 46 maddeden oluşan; yasama, yürütme ve yargı erklerinin düzenlendiği, ilgili maddelerin barındırdığı Kürt etnisitesi vurgusu ile adeta bir ulus-devlet anayasasıdır. Sözleşmede KCK sisteminin demokratik, konfederal bir sistem olduğu; demokrasi, cinsiyet özgürlüğü ve ekolojik yaşamı esas alan yatay ve piramit tarzı örgütlenmiş, siyasal ve toplumsal bir organizasyon olduğu ifade edilmekte, meşru savunma savaşı halinde her yurttaşın savaşa aktif katılma zorunluluğu vurgulanmaktadır (KCK Sözleşmesi, 2007: 9-13). "KCK'nın kurucusu ve önderi Abdullah Öcalan'dır. Ekolojiye ve cinsiyet özgürlüğüne dayalı demokrasinin felsefik, teorik ve stratejik kuramcısıdır. Her alanda bütün halkı temsil eden önderlik kurumudur" ifadelerine yer verilmekte, en yüksek karar ve yürütme organlarının görev dağılımı belirtilmektedir. Bu kapsamda ideolojik, siyasi, sosyal, ekonomik, önderlik ve halk savunma alanlarının oluşturulduğu görülmektedir (KCK Sözleşmesi, 2007: 9-18). Ayrıca "Ülkenin coğrafi ve etnik-kültürel özelliklerine göre ayrıştırılması ile eyalet-bölgeler oluşur ve bu temelde örgütlenerek demokratik toplum konfederalizmi sistemi içinde yer alır" ifadesiyle, etnik ve kültürel farklılıklara göre eyalet-bölge-şehir-kasaba-köy planlamasının yapıldığı dikkat çekmektedir (KCK Sözleşmesi, 2007: 20-21). Etnik veya kültürel heterojenliğe göre yerleşim merkezlerinin oluşturulması PKK'nın "etnik, dini ve sınıfsal farklılıkların gözetildiği" yönündeki söylemleri ile paradoksal bir görüntü oluşturmaktadır. Toplumların ve kültürlerin eşitliği üzerinden hareket alanı bulan PKK'nın terörizm dışı imaj çabaları Kürt etnikçiliği çizgisindedir. Sözleşmenin sonraki bölümlerinde yargı erki ve meşru savunma yükümlülüğü düzenlenmiştir. "…Herkes meşru savunma için hazırlıklı olmakla ve meşru savunma çalışmalarını desteklemekle yükümlüdür… KCK sistemine ve Önderliğine karşıtlık fiili bir saldırıya dönüştüğünde, Kürdistan toplumuna dayatılan siyasi anlamda sömürgecilik, ekonomik anlamda açlık, işsizlik, yoksulluk ve talan, kültürel olarak asimilasyon ve soykırım, askeri olarak da işgal konumuna karşı meşru savunma savaşı gerekli hale gelir…" (KCK Sözleşmesi, 2007: 23-24) cümleleri ile Türkiye, Suriye, İran ve Irak'ın sömürgeci ülkeler oldukları ifade edilmekte, hem yargı hem de milli savunma hamleleri ile de KCK sisteminin bağımsız bir ulus-devlet modeli olduğu ortaya çıkmaktadır. Sözleşmenin devamında "Kürdistan'da ekonomik kaynakların, yer altı ve yerüstü zenginliklerin korunması ve toplum yararına aktif bir şekilde işletilmesi sağlanır" (KCK Sözleşmesi, 2007: 25) ifadeleri ile Türkiye, Suriye, İran ve Irak devletlerinin ulusal ekonomi politikalarının sözde Kürdistan coğrafyasını ilgilendirmediği, ekonomik anlamda KCK bölgesinin müstakil bir yapıya sahip olduğu vurgulanmaktadır. Oluşturulmaya çalışılan bu ekonomik modelin de bağımsız bir devlet organizasyonu atılımı olduğunu söyleyebiliriz. Sözleşmenin 12. bölümü Demokratik Örgütlenme Sistemi adıyla hazırlanmış olmasına karşın ilk maddesi PKK üzerine temellenmiştir. "PKK, klasik parti olmayan, iktidarı hedeflemeyen, ideolojik, ahlaki ve örgütsel bir oluşumdur. Felsefe, bilim ve sanat alanında ideolojik ve özgür ahlaki bir örgütlenmedir. KCK sisteminin ideolojik gücüdür. Önderlik felsefe ve ideolojisinin hayata geçirilmesinden sorumludur. Ayrıca KCK sistemi içerisinde her çalışan, PKK'nin ideolojik ve ahlaki ölçülerini esas alır" (KCK Sözleşmesi, 2007: 25) cümlelerine yer verilmiştir. KCK sisteminin manevi ve ideolojik rehberi olarak kutsanan PKK, öz savunma adı altında oluşturulan Halk Savunma Güçleri'nin omurgasını meydana getirmektedir. Dolayısıyla terörizm dışı görünüm yaratma çabalarının gerçeği yansıtmadığı bir kez daha ortadadır. Sonuç ve Değerlendirme Abdullah Öcalan tarafından 1999'da başlatılan terörizm kimliğinden sıyrılarak politik bir harekete bürünme çabaları, Leslie Lipson'ın ve Murray Bookchin'in "demokratik birliktelik", "devletsiz yönetim", "politik mücadele", "sınıfsız toplum" söylemleri temelinde ilerleyerek KCK modelinde somutlaşmıştır. Fakat bu süreç içerisinde PKK'nın terör eylemlerine yeniden ağırlık vermesi ve oluşturulan KCK Sözleşmesinin; yasama, yürütme ve yargı erklerinin düzenlendiği bir ulus-devlet anayasası taslağı olması, terörizm dışı imaj çalışmalarının ve bu kapsamda gelişen demokrasi-ekoloji retoriğinin gerçeği yansıtmadığını ortaya çıkarmıştır. KCK Sözleşmesinin ilgili maddelerinde ve satır aralarında kent ve ilçe merkezlerinin yerel yönetimler aracılığıyla ele geçirilme amacı dikkat çekmektedir. KCK modelinde, terör örgütü PKK ideolojik ve manevi güç olarak kabul edilmekte, öz savunma hakkı gibi hamleler ile terör eylemlerine meşruiyet sağlanmaya çalışılmakta, ulus-devlet sisteminde olduğu gibi PKK terör örgütünden müteşekkil bir ordu kurma amacı güdülmektedir. Türkiye, Irak, İran ve Suriye, sözde Kürdistan bölgesini sömüren işgalci ülkeler olarak resmedilmekte, ekonomik bağımsızlığı öngören maddelere rastlanmaktadır. Bölge-şehir-köy düzenlemelerinin etnik ve kültürel farklılıklara göre dizayn edilmesi ve hemen her maddede dikkat çeken Kürt etnisitesi vurgusu, eşitlikçi ve sınıfsız toplum söylemlerini boşa çıkarmaktadır. Sonuç olarak KCK Sözleşmesi'nin Abdullah Öcalan tarafından tasarlanan, Kürtlere ait bağımsız bir devlet modeli girişimi olduğunu ifade edebilir, KCK modelini PKK'nın kent merkezli terör stratejisinin yasası şeklinde tanımlayabiliriz. Kaynakça (Dipnotları korudum ama, Kaynakça'yı buraya almadım. İnternetteki metne bakınız. [1] Atıf için: Karaağaç, Y. (2021). PKK'nın İmaj Çalışması: Demokrasi ve Ekoloji Söylemleri Ekseninde KCK Sözleşmesi Erişim adresi: https://teram.org/Icerik/pkk-nin-imaj-calismasi-demokrasi-ve-ekoloji-soylemleri-ekseninde-kck-sozlesmesi-192) * * * 21 Mart 2013'de Nevruz'da Diyarbakır'da okunan Öcalan'ın mesajı şöyle: "MAZLUMLARIN ÖZGÜRLÜK NEWROZU KUTLU OLSUN Selam olsun bu uyanış, canlanış ve diriliş günü olan Newrozu en geniş katılım ve ittifakla kutlayan Ortadoğu ve Orta Asya halklarına… Selam olsun yeni bir dönemin miladı ve gün ışığı olan Newrozu büyük bir coşkuyla ve demokratik bir hoşgörüyle kutlayan kardeş halklara… Selam olsun demokratik hakları özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına… Zağros ve Toros dağ eteklerinden, Fırat ve Dicle nehir vadilerine; kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarından tarım, köy ve şehir uygarlıklarına ANAlık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler sizlere selam olsun… Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç'in kardeşidir. Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes'in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek'le hısım-akrabadır. "Batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar…" Bu büyük medeniyet bu kardeş topluluklar, siyasi baskılarla harici müdahalelerle grupsal çıkarlarla birbirlerine düşürülmeye çalışılmış hakkı, hukuku, eşitliği ve özgürlüğü esas almayan düzenler inşa edilmeye çalışılmıştır. Son iki yüz yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara suni problemlere gark etmeye çalışmıştır. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor. Newroz ateşiyle yüreği tutuşan, meydanları hınca hınç dolduran yüz binler, milyonlar artık barış diyor, kardeşlik diyor, çözüm istiyor. İçinde doğduğumuz çaresizliğe, bilgisizliğe, köleliğe karşı bireysel isyanımla başlayan bu mücadele her türlü dayatmaya karşı bir bilinci, bir anlayışı, bir ruhu oluşturmayı amaçlıyordu. Bugün görüyorum ki, bu haykırış bir noktaya ulaşmıştır. "Kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı" Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur. Bugün artık yeni bir Türkiye'ye, yeni bir Ortadoğu'ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz. Çağrımı bağrına basan gençler, mesajımı yüreğine katan yüce kadınlar, söylemlerimi baş-göz üstüne diyerek kabul eden dostlar, sesime kulak kesilen insanlar; "Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor" Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor. "Mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı" Biz, onlarca yılımızı bu halk için feda ettik, büyük bedeller ödedik. Bu fedakarlıkların, bu mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı. "Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Türküne, Kürdüne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor. Silahlı unsurlar sınır ötesine Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir. Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum. Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır. Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkar eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır. "Tüm halkların ve kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için" Kürdistan ve Anadolu tarihine yaraşır şekilde tüm halkların ve kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk düşüyor. Bu Newroz münasebetiyle en az Kürtler kadar Ermenileri, Türkmenleri, Asurları, Arapları ve diğer halk topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük ve eşitlik ışıklarını, kendi öz eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve yaşamaya çağırıyorum. Kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite Saygı değer Türkiye halkı; Bugün kadim Anadolu'yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır. Gerçek anlamında, bu kardeşlik hukukunda fetih, inkar, red, zorla asimilasyon ve imha yoktur, olmamalıdır. Kapitalist Moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları; halkı bağlamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için hepimizin Ortadoğu'nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum. "Kucaklaşma ve helalleşme zamanı" Zaman ihtilafın, çatışmanın, birbirlerini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır. Çanakkale'de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler; Kurtuluş Savaşı'nı birlikte yapmışlar, 1920 meclisini birlikte açmışlardır. Ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek; ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir. TBMM'nin kuruluşundaki ruh, bugün de yeni dönemi aydınlatmaktadır. Kadınlara, işçi sınıfına, tüm ezilenlere ve sistemden dışlananlara çağrı Tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini; en eski sömürge ve ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dıştalanan herkesi çıkışın yeni seçeneği olan Demokratik Modernite Sistemi'nde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırıyorum. Ortadoğu ve Orta Asya kendi öz tarihine uygun, bir çağdaş modernite ve demokratik düzen aramaktadır. Herkesin özgürce ve kardeşçe bir arada yaşayacağı yeni bir model arayışı, ekmek ve su kadar nesnel bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu modele yine Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının, ondaki kültür ve zamanın öncülük etmesi, onu inşa etmesi kaçınılmazdır. Tıpkı yakın tarihte Misak-i Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşı'nın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz. "Büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz" Son doksan yılın tüm hata, eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bir kez daha yanımıza, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz. Tüm bu kesimleri; eşitlikçi, özgür ve demokratik ifade tarzının örgütlenmesini gerçekleştirmeye çağırıyorum. Misak-i Milli'ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti'nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkum edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurileri ve Arapları birleşik bir "Milli Dayanışma ve Barış Konferansı" temelinde kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum. "Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine gider" Bu toprakların tarihselliğinde önemli bir yer tutan "BİZ" kavramının genişliği ve kapsayıcılığı dar, seçkinci iktidar elitleri eliyle "TEK"e indirgenmiştir. "BİZ" kavramına eski ruhunu ve pratiğini vermenin zamanıdır. Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz. Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler. Bölge halkları yeni şafakların doğuşuna şahitlik etmektedir. Savaşlardan, çatışmalardan, bölünmelerden yorgun düşen Ortadoğu halkları artık kökleri üzerinden yeniden doğmak, omuz omuza ağaya kalkmak istiyor. "Aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerler" Bu Newroz hepimize yeni bir müjdedir. Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed'in mesajlarındaki hakikatler, bugün yeni müjdelerle hayata geçiyor, insanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor. Batının çağdaş uygarlık değerlerini toptan inkar etmiyoruz. Ondaki aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerleri alıyor kendi varlık değerlerimizle, evrensel yaşam forumlarımızla sentezleyerek yaşamlaştırıyoruz. Yeni mücadelenin zemini fikir, ideoloji ve demokratik siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır. Selam olsun bu sürece güç verenlere, demokratik-barış çözümünü destekleyenlere! Selam olsun halkların kardeşliği, eşitliği ve demokratik özgürlüğü için sorumluluk üstlenenlere! Yaşasın Newroz, yaşasın halkların kardeşliği! İmralı Cezaevi 21 Mart 2013 Abdullah ÖCALAN." * * * Öcalan'ın 21 Mart 2015'de okunan Nevruz Mektubu: "Tüm halklarımıza barışın yanında yer alan halklarımızın ve dostlarımızın nevruzunu selamlıyorum. Acil bir müdahale, dini inançlarımız, siyasi ve ahlaki sorumluluğumuzun gereğidir. Yürüttüğümüz mücadele bugün tarihi bir eşiktedir. 40 yıllık hareketimizin acılarla geçen mücadelesi boşa gitmediği gibi sürdürülemez bir aşamaya da varmış bulunmaktadır. PKK KONGRE YAPMALI Tarihi Dolmabahçe Sarayı'nda hepimizce resmen ilan edilen 10 maddelik deklerasyon sürecinde yeni bir süreci başlatmakla karşı karşıyayız. PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık 40 yıldır yürüttüğü silahlı mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uymak için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim. Kongremiz toplanıp yeni bir dönem başlatmalı. Anayasal vatandaşlığı, eşit ve özgür yaşamı esas alan dönemin startı verilmeli. Çatışmalı süreçten sonra barışın olduğu sürece giriyoruz. YENİ BİR DÖNEM BAŞLAYACAK Kongre ile birlikte artık yeni bir dönem başlamaktadır. Yeni dönemde Türkiye Cumhuriyeti dahilinde özgür ve eşit anayasal yurttaşlık temelinde demokratik kimlik sahibi, demokratik toplum olarak barış içinde ve kardeşçe yaşama sürecine giriyoruz. BARIŞA YÜRÜYORUZ 90 yıllık cumhuriyet tarihinin çatışmalarla dolu geçmişi aşıp gerçek barış ile örülmüş bir geleceği yürüyoruz. Nevruz'un gerçek tarihine yaraşan da huzurunuzda böyle bir aşamayı selamlamaktır. Selam olsun… Son zorbalık IŞİD görüntüsünde ortaya çıkmıştır. Barbarlığın bile anlamını zorlayan bu örgüt, kadın çoluk çocuk demeden bütün bölge halklarına, vahşice katliamlar sergiledi. Bugün vesilesiyle mahşeri topluluğunuzun ezici çoğunluğunu teşkil eden, özgürlüğe kanat çırpan kadınları ve gençleri önümüzdeki dönemin özgürlük ve eşitlik mücadelesinde en aktif bir şekilde yer almaya ve başarmaya çağırıyorum. KOBANİ'YE SELAM Ayriyeten hem bölgemiz için hem de uluslararası dünya için büyük anlamı olan Kobani direnişi ve zaferini selamlıyorum. Bu temelde gelişen eşme ruhunu halklarımız arasında yeni tarihin sembolü olarak selamlıyorum. Tarihimizin ve güncelliğimizin toplum olarak yeniden revizyonu ve restorasyonu ve yeniden inşası için değerli bir çağrıdır. Yaşasın Nevroz, yaşasın halkların kardeşliği. Abdullah Öcalan - İmralı Cezaevi * * * Öcalan'ın 27 Şubat 2025 açıklamasının tam metni: "Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı PKK; tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20. asrı, iki dünya savaşı, reel-sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları, Kürt realitesinin inkarı, başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan zeminde doğmuştur. Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel-sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990'larda reel-sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkarının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK'nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır. Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir. Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan tarihsel ilişkiyi, kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir. Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK'nin; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir. Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır. Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir. Ortak yaşama inanan ve çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletirim. 25 Şubat 2025 Abdullah Öcalan" Sırrı Süreyya Önder'in Öcalan'ın mesajı olarak eklediği bölüm: "Bu perspektifi ortaya koyarken şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK'nin kendini feshi demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir." * * * Benim, CHP Lideri Özgür Özel'in son mektup üzerine yaptığı açıklamayı ve bazı sol tepkileri de içeren Cumhuriyet'teki dünkü yazım: Dün PKK, "Silah bırakma" ve "örgütün feshedilmesi" önerilerine ilişkin olarak koşullu "ateşkes" ilan etti. Bir gün önce de, Özgür Özel, "Süreç" konusunda yeni bilgiler vermişti: "Bir yandan bir yılı aşkın süredir bir müzakereyi yürüteceksiniz. Yaptığınız, yapılan görüşmelere devlet adına birisi tam yetkili, dört kişilik bir heyet eşlik edecek. Bu konudan dakika dakika haberiniz olacak. Anayasa Mahkemesi'nin bir üyesi, Yargıtay'dan üyeler, yüksek hakimlerin bulunduğu 20'nin üzerinde hukukçudan oluşan bir masa bir yerde çalışma yapıyor olacak sizin bilginizle. Sonra millete 'Bir şeyler oluyor, kendiliğinden oluyor. Sayın Bahçeli de güzel konuştu, ben bir şey demiyorum. Benimle ilgisi yok. Olursa sahiplenirim. İyi sonuçlar olursa bana yarasın, kötü sonuçlar olursa uzak durayım…' Bu millet böyle kandırılabilecek, zekâsı hafife alınabilecek bir millet değil." Aynı gün Binali Yıldırım, kapı arkasındaki pazarlığın Erdoğan/AKP tarafını dile getirmişti: "1) Bu topraklarda Kürtler, Türkler, Süryaniler, Abazalar, Çerkezler var; vatandaşlık tanımı gözden geçirilebilir. 2) Yerel yönetimlere yetki devri yapılabilir. 3) Erdoğan'ın tekrar Cumhurbaşkanı adaylığının yolu açılmalıdır." Sol Parti açıklamasının önemli bir bölümü şöyle: "... Bu konudaki gelişmelerin iktidar tarafından kendi baskıcı rejimini sürdürmek için bir fırsata çevirmeye çalışılacağı görülüyor. Muhalefet güçleri bu gerici rejimin bütün ülkenin geleceğine el koyma girişimlerine karşı durmalıdır. Toplumun her kesimini susturmaya, muhalefeti yargı operasyonları ve yasaklarla etkisizleştirmeye, yerel yönetimlere kayyımlarla ele geçirmeye çalıştığı baskılar ortadayken bu iktidardan demokrasi beklenmeyeceği açıktır. Haklarımızı ve geleceğimizi kazanmanın, Kürt, Türk, Alevi, Sünni bütün emekçi halklar olarak esas kurtuluşumuzun, özgürlüğümüzün yolu, tek adam rejimine karşı birlikte mücadele etmekten geçecektir..." TKP'nin açıklamasından önemli alıntılar: 3. Sınıfsal, ideolojik ve siyasal tercihlerle yürütülmekte olan bir süreç, bütün Türkleri ve Kürtleri içine alamaz. 5. Türkiye'de "demokrasi ve kardeşlik"i dinsel bir zeminde tesis etme arayışları da son derece tehlikelidir. Kamusal alanda hiçbir sorun dinsel referanslarla çözülemez. Tersine, bugün Türkiye'de sorunların bir bölümü laikliğin ayaklar altına alınmasından ve tarikatların tıpkı holdingler gibi memleketin kanını emmesinden kaynaklanmaktadır. 6. Bugün Türkiye'ye baktığımızda gördüğümüz, derin bir yoksulluk ve muazzam bir toplumsal eşitsizliğin hüküm sürdüğü, adalet duygusunun tamamen yok olduğu, zorbalığın ve kuralsızlığın kural hâline geldiğidir. 7. Öcalan'ın açıklamasında ima edildiğinin ve yine iktidara yakın çevrelerin sık sık ileri sürdüğünün tersine, PKK Marksist bir örgüt değildir. Milliyetçi temellerde şekillenen bu örgütün kendini feshetmesinin gündemde olduğu bir sırada, iktidarın, geçmişin sorumluluğunu devrimcilere ve sosyalizme atma uyanıklığına kayıtsız kalmayacağız. Liberalizmle iç içe geçmiş bir milliyetçilikle, ABD ya da İsrail ile müttefiklikle Marksizm hiçbir biçimde bağdaşmaz." Öcalan'ın açıklamasına, tarihsel olaylar ve siyasal-felsefi çözümlemeler açısından çok eleştiri var. Bunların üzerinde ayrıca duracağım. Şimdilik, bu "Sürecin" önündeki engeller şöyle özetlenebilir: 1) Sürecin arkasındaki Emperyalizmin, ülkemizde ve Ortadoğu'da yol açtığı sorunlar, istikrarsızlık ve siyasal yeni oluşumlar. 2) Ülkemizdeki hukuksuzluk, adaletsizlik, güvensizlik ortamı ve rejim sorunları. 3) Her iki tarafın da, kendi özel çıkarlarına ilişkin, değişik niyetler. 4) Geçmişten gelen birikimler. 5) Tutarsızlıklardan kaynaklanan geleceğe ilişkin kaygılar. En önemli soru: Demokrasi'nin, Hukuk'un ve Adalet'in olmadığı bir rejimde, Özgürlük, Eşitlik ve Barış olur mu? * * * "AÇILIM SÜRECİ"nin Son Aşaması" da diyebileceğimiz 27 Şubat 2025 Öcalan mektubu konusundaki bazı GÜNCEL bilgileri, sonradan bu günleri çözümlemek için çalışanlara kolaylık olsun diye burada alıntıladım. Herkese kolay gelsin: Çünkü 1) Erdoğan/AKP iktidarı, sona ermiş görünen ömrünü birtakım zorlamalarla uzatmak istediği için... 2) Emperyalizmin Ortadoğu ve Kuzey Afrika üzerindeki planları, Trump döneminde çok daha şiddet ve keskinlik kazanacağı ve Türkiye'nin çıkarlarıyla da bir uyum içinde olmadığı için... Ülkemizi çok dikenli, çok virajlı, çok engelli, çok, ama çok zor, günler bekliyor! NOT: Sol Parti, TKP ve sonradan TKH'nin yayınladığı bildirilerin tam metinleri onların kendi sitelerinden okunabilir. |
| Tweet |
Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.
Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta
Son güncelleme tarihi 7 Haziran 2026