|
Kitaplar Sürekli Yazılar Kitap Söyleşileri Yazılanlar |
13 Ekim 2025"Açılım" ve "Komisyon" Garip Yerlere Savrulurken... TBMM'de, terör örgütü PKK lideri lehine atılan sloganlar, bu sloganlara tepkiler ve tepkilere tepkiler, gerek "Açılım" sürecinin gerekse "Komisyon" olayının temel çelişkilerini iyice açığa çıkardı. Önce olayı irdeleyen Cumhuriyet yazarımız Zülâl Kalkandelen'in 10 Ekim 2025 tarihli yazısı ile, TBMM'de olup bitenleri anımsayalım: "Habur'dan beter bir rezalet! 7 Ekim 2025, Türkiye'nin tarihine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde terörist başı Abdullah Öcalan için "Biji serok Apo" yani Türkçesi ile "Önder Apo çok yaşa" anlamına gelen sloganların atıldığı gün olarak geçti. TBMM'de bu rezalet daha önce de yaşanmıştı ama bu kez farklı olarak kürsüde DEM Partisi Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit vardı. Önce Diyarbakır'dan Öcalan'ın özgürlüğü için Ankara'ya yürüyen kadınlar TBMM'ye girerken aynı sloganı atmalarına karşın hiçbir müdahaleyle karşılaşmadı. Sonra DEM'in grup toplantısında Koçyiğit, bu grubu "Amed'den, Kürdistan'ın dört bir yanından sayın Öcalan'ın özgürlüğü için yürüyen kadınlar hoş geldiniz" diyerek karşıladı, sonrasında toplantı salonunda yine Öcalan sloganları atıldı. TERÖRİSTİN PROPAGANDASINI YAPMAK SUÇ MU, DEĞİL Mİ? Türkiye Cumhuriyeti'nin Gazi Meclisi'indeki bu olay, şehit ailelerine karşı büyük bir saygısızlıktır. PKK terör örgütü elebaşının kahramanmış gibi egemenliğin simgesi olan Meclis'te alkışlanması, Türkiye'ye hakarettir! PKK bir terör örgütü, Öcalan da ömür boyu hapse mahkûm edilmiş bir teröristtir. Türkiye Cumhuriyeti'nde yürürlükte olan yasalara göre terörü övmek, propagandasını yapmak suçtur. Öyleyse yetkililere soruyorum: Bu yasalar yürürlükten kalktı mı ki TBMM çatısı altında Öcalan övülerek bu skandala izin veriliyor? Bunu bilmek her yurttaşın hakkıdır. 7 Ekim'de tanık olduğumuz rezalet, yazımın başlığında da belirttiğim gibi 2009'da Habur sınır kapısında yaşanan rezaletten de beterdir. 16 yıl önce sınır kapısında çadır mahkemeleri kurup devletin savcısını teröristlerin ayağına götüren ve göstermelik yargılama yaparak teröristleri ülkeye sokanlar, şimdi TBMM'de terörist başının alkışlanmasına izin veriyor. TBMM KÜRSÜSÜNDE KONUŞAN ESKİ PKK'Lİ 7 Ekim'de olanlar bununla da kalmadı. Yüksel Genç, DEM Partisi grup toplantısında kürsüye çıkarılarak konuşturuldu. Daha önce TBMM'de kurulan Öcalan komisyonunda da Sosyo-Politik Saha Araştırmaları Merkezi (SAHAM) Koordinatörü olarak görüşü alınan bu kişi, PKK'nin dağ kadrosunda dört yıl görev yapan biri! Gazi Meclis'teki bu utanç verici manzaraya TBMM'deki muhalefet ise seyirci kaldı. Sadece İYİ Parti adına TBMM Genel Kurulu'nda konuşan grup başkanvekili Buğra Kavuncu, "Dünyanın hangi ülkesinin meclisinde terör örgütü elebaşı lehine sloganların atıldığı ve bunun hiçbir yaptırımla karşılaşmadığı olmuştur?" diyerek eleştirdi. "Muhalif" medyanın büyük bir kısmı ise olanları sansürledi ki açılıma tepki dizginlensin. Aynı gün grup toplantısında CHP'yi yerden yere vuran Bahçeli, yine "kurucu önder" dediği Öcalan'ı övdü ve komisyondan bir heyetin İmralı'ya giderek teröristle görüşmesi gerektiğini söyledi. DEM Partisi Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da aynı saatlerde Öcalan'ın "Komisyon gelirse demokratik müzakere sürecini başlatacağım" dediğini duyurdu. MEŞRUİYETİNİ YİTİRENLER Türkiye'yi öyle bir noktaya getirdiler ki ülkeye demokratikleşmeyi terörist Öcalan'ın getireceği yalanını fütursuzca atabiliyorlar. Bunu onlara sağlayan ise ne acıdır ki TBMM'de kurulan komisyondur. Meşruiyetlerini ABD'de arayan emperyalizmin güdümündeki siyasetçiler, ülkeyi öyle bir çıkmaza soktu ki halkın tam anlamıyla feleği şaştı. Cumhuriyet Devrimi'nin düşmanları toplumu öyle bir paralize ettiler ki "Mustafa Kemal'in askerleriyiz!" diyen teğmenler ordudan atılırken PKK'nin elebaşı terörist Öcalan TBMM'de "Önder Apo çok yaşa!" denerek alkışlanıyor! 7 Ekim'de TBMM'deki rezalete seyirci kalan siyasi partiler ve siyasetçiler meşruiyetini kaybetmiştir. Bu artık çukurun en dibidir! Tek kurtuluş yolu, Kuvayı Milliye ruhunu diriltecek antiemperyalist, laik, kamucu ve emekten yana bir örgütlenmedir." * * * Elbette Kalkandelen'in yazısı tek tepki değildi... Doğrudan İktidarın sözcüsü olanlar dışındaki medya genel olarak TBMM'deki olayı çok sert bir tepkiyle karşılamıştı. Medyadaki tepkiler üzerine kamuoyuna 11 Ekim'de Pervin Buldan'ın, bütün medyayı tehdit eden İmralı'dan getirdiği ileti yansıdı: Bu konuda Cumhuriyet Gazetesi'nin haberi şöyleydi: "Pervin Buldan, iktidara 'müdahale' çağrısı yaptı: 'Öcalan medyanın dilinden çok rahatsız' DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, medyada "süreç"le ilgili aleyhte yorumlardan Abdullah Öcalan'ın çok rahatsızlık duyduğunu belirtti. Terör örgütü liderinin ciddi eleştirileri olduğunu belirten Buldan "Bunları kaldırmak iktidarın elinde" dedi. DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, iktidarın "Terörsüz Türkiye" adı altında başlattığı süreçte gelinen aşamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Terör örgütüne yakın bir televizyon kanalında konuşan Buldan'ın aktardığına göre, terör örgütü lideri Öcalan, "süreç"le ilgili olarak medyanın genelinde kullanılan dilden çok rahatsız olduğunu dile getirdi. Buldan'ın konuyla ilgili ifadeleri şöyle: "Sayın Öcalan son görüşmede çok rahatsız olduğu bir mesele üzerinde durdu. Ciddi eleştirileri var. Hala birçok kanalın ve yorumcunun geçmişteki düşmanca dili sürdürdüğünü ve bu çevrelerin derdinin çözüm ve barış olmadığını, hamaset ve düşmanlık olduğunu açıkça ifade etti. Bazı yorumcuların, habercilerin, kanalların sürecin aleyhine yorumlar, ifadeler kullanması bizim çözeceğimiz bir sorun değil. Çünkü baktığımızda bugün medya da hükümetin elinde, yargı da AKP'nin elinde. Her gücü olan, yaşamın her alanına hakim olan bir iktidardan bahsediyoruz. Dolayısıyla bütün bunları iyileştirmek, ortadan kaldırmak yine iktidarın görevi. Ama bu konuda da bir ilerleme kaydedilmediğini de belirtmek istiyorum." Medyayı tehdit eden bu demeç, kamuoyunda çok büyük bir tepkiyle karşılandı. * * * TBMM'deki olay üzerine içlerinde İstanbul, Ankara ve İzmir Barolarının olmadığı 57 Baro, 12 Ekim tarihinde bir bildiri yayınladı. Bildiride şöyle deniliyordu: "Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde terör örgütünün sözde lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar atıldığına ilişkin görüntüler kamuoyuna yansımıştır. Demokrasinin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı, millet iradesinin tecelligâhıdır. Bu çatı altında, binlerce şehidimizin aziz hatırasını inciten hiçbir tutum ve söylem kabul edilemez. Terörsüz bir Türkiye, yalnız güvenlik politikalarıyla değil, hukukun üstünlüğü, demokratik toplum düzeni ve barış kültürünün güçlendirilmesiyle mümkündür. Gerçek gücünü, Anayasa'dan, yani milletin ortak iradesinden alan bir hukuk devleti; farklılıkları zenginlik, adaleti ise en yüce değer kabul eder. Bu anlayışla, barış içinde, özgür ve güvenli bir toplum hedefi doğrultusunda, hukuka ve adaletin evrensel ilkelerine bağlı duruşumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha vurguluyoruz" Adıyaman, Ağrı, Ankara, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Gaziantep, Hakkâri, Hatay, Iğdır, İstanbul, İzmir, Karaman, Kars, Kocaeli, Mardin, Muş, Şanlıurfa, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van baroları bildiriyi imzalamadı. 57 ilin barosunun açıklamasının ardından Hatay ve Ankara Baroları da ayrı açıklamalarla slogana tepki gösterdi. Aşağıda bildiriye katılmayan baroların yerleri gösteriliyor. Ama Ankara ve Hatay sonradan katıldı; onları da unutmayalım.
* * * Tam bu sırada, medyaya Ahmet Türk'ün Mardin'deki konuşması yansıdı: 12 Ekim 2025 tarihinde Veryansın tv'deki haber şöyleydi: "Ahmet Türk'ten 'dört parçalı Kürdistan' mesajı… Türkiye'yi de içine kattı! Mardin'de konuşan Ahmet Türk, Türkiye'yi de içine katarak yaptığı konuşmada, "Umut ediyoruz ki bu konferans bir demokratik kongreye dönüşsün. Bunun için Kürdistan'ın dört parçasında siyasi partiler arasında bir diyaloğun oluşturulması konusunda çabaların gösterilmesi gerekiyor" dedi. Demokratik Birlik İnisiyatifi tarafından Mardin'de "Mezopotamya'da Halklar, İnançlar ve Demokratik Ortak Yaşam Konferansı" düzenlendi. Konferansın açılış konuşmasını yapan Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanlığı görevinden alınarak yerine kayyım atanan Ahmet Türk, gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. 'KÜRDİSTAN' MESAJI... TÜRKİYE'Yİ DE KATTI! Silahlı mücadele yerine demokratik siyasetin önemsendiği yeni bir dönemin içerisinde olduklarını söyleyen Türk, "Sayın Öcalan, demokratik siyasetin büyütülmesi ve Kürt halkının ortak demokratik değerlerde buluşması konusunda gereken perspektifi hemen hemen bütün Türkiye ve Kürtlerle ve Kürt aktörleriyle paylaştı. Biz bu süreci büyük bir sabırla ve dikkatle izliyoruz. İnanıyoruz ki demokratik cumhuriyete ulaşmanın yollarını bizlerin çabasıyla, Kürt halkının çabasıyla açılacaktır. Evet, önemli gelişmelerin olduğu bir dönemdeyiz. Ancak burada birlik bizler açısından çok önemlidir. Umut ediyoruz ki bu konferans bir demokratik kongreye dönüşsün. Bunun için Kürdistan'ın dört parçasında siyasi partiler arasında bir diyaloğun oluşturulması konusunda çabaların gösterilmesi gerekiyor" diye konuştu. ANKA'nın aktardığına göre Türk, şunları kaydetti: "Bu zorunlulukla karşı karşıyadır. Bunun bilinciyle hareket etmesini bekliyoruz. Evet, yeni bir dönem dedik. Yeni bir dönemin başlangıcı dedik. Burada sivil toplum örgütleriyle birlikte ana görevlerini aşiretleri farklı kesimleri kucaklayacak bir çalışmanın yapılması gerekiyor. Çünkü ulusal mesele ideolojik meselelerden farklıdır. İdeolojik meselelerde bir ideoloji etrafında toplanırsınız. Ama ulusal meselelerde çok farklı kesimlerin bir araya gelip demokratik gelecek, özgür gelecek için birlikte hareket ettiğini biliyoruz ve bunu görüyoruz." 'HTŞ TÜRKİYE'YE KOMŞU OLACAĞINA KÜRTLER OLSUN' Suriye'deki gelişmelere de değinen Türk, şöyle devam etti: "Bu süreç biraz önce ifade de ettiğim gibi doğru bir şekilde ilerliyor. Buna inanıyoruz. Ancak tabii ki önümüzde engeller var. Bu engellerin başında da Suriye'deki gelişmeler, Kürt halkının oradaki özgür demokratik geleceğine ipotek olmak isteyen anlayışlarla karşı karşıyayız. Bunun aşılması gerekiyor. Buradan özellikle hükümete seslenmek istiyoruz. Kürtler silaha sarılmak zorunda kaldı. Kendi güvenliğini sağlamak için silahı eline aldı. Bir ordu oluşturmadı. Halkın güvenliğini sağlamaya yönelik atılan önemli bir adımdı. Şimdi burada Kürtlerin silah bırakmasını istiyor, özellikle Türkiye. Peki oradaki halkın güvenliğini kim sağlayacak? HTŞ'nin polisi, askeri yok. HTŞ'nin bir gücü yok. Peki o halkın güvenliğini kim sağlayacak? Bunun ötesinde HTŞ Türkiye'ye komşu olacağına Kürtler komşu olsun. Evet, bu sorunlarla karşı karşıyayız. Bütün sorunların aşılması için burada Suriye'nin Kürtler açısında kırmızı çizgimiz olduğunu hep birlikte haykırmak durumundayız." 'TÜRKİYE'DEKİ KÜRT SİYASİ PARTİLERİN...' "Türkiye'deki bütün siyasi partilere, dört parçadaki siyasi partilere, Suriye'deki Kürtlerin demokratik geleceğine sahip çıkacak bir duruşu göstermek zorundadır"görüşünü savunan Türk, şöyle konuştu: "Özellikle Türkiye'deki Kürt siyasi partilerin artık birbirleriyle çok ciddi bir diyalog içinde olmaları gerekir. Demokratik Birlik İnisiyatifi görevlerinden biri de Kürt siyasetleri arasında birlik sağlamaktır. Yine Kürt ana önderleriyle diyalog kurmak gerekir. Evet, geçmişte bir silahlı mücadeleden dolayı çekinen insanlar vardı. Sivil toplum örgütleri vardı. Kanat önderleri vardı. Ama bugün demokratik siyaset ve Kürt halkının, Kürdistan halklarının birliği konusunda ciddi bir çabanın ve çalışmanın olduğu bir dönemdeyiz. Bu bilinçle hepimizin hareket etmesi gerekiyor." "Bu tarihi fırsatı doğru değerlendiremesek geleceğimizi karartırız" Ahmet Türk, sözlerini şöyle tamamladı: "İnanıyorum ki bu yeni dönemde hepimize düşen görevleri yerine getirmek için bütün gücümüzle çabanın, çalışmanın içinde oluruz. Tarihi fırsatlar 100 yılda bir gelir. Bugün tarihi bir fırsatın eşiğindeyiz. Bu tarihi fırsatı doğru değerlendiremesek geleceğimizi karartırız. Çocuklarımıza, yarınlarımıza karanlık günler bırakırız. Bu nedenle özellikle herkese bu konuda ricada bulunuyorum. Herkesin Kürt halkının ve Kürdistan halkının geleceği için elini taşın altına koymaya gerek yok. Elini Kürt halkının eliyle tutuşmaya çağırıyorum. Bu konudaki bu duyarlı göstermelerini de rica ediyorum." * * * Ahmet Türk'ün bütün konuşmasını "Demokratik Siyaset" üzerine dayandırdığı anlaşılıyor: Peki soralım, "2025 Türkiye'sinde egemen olan siyaset 'Demokratik Siyaset' midir? Yoksa Kürtler, İktidarın siyasal olarak sona ermiş olan ömrünü uzatmak için yaptığı oyunların yarattığı illüzyonları gerçek sanarak kendilerini mi oyalamaktadırlar?" * * * Baştan beri benim "Sürece ve Komisyona" ilişkin eleştirilerim, otoriterlikten totaliterliğe doğru hızla giden ve Emperyalizmle kol kola olan bu iktidarla, "Barış ve Demokrasi" olamayacağı gerçeğine dayanıyordu. Bu gerçek yavaş yavaş kendini göstermeye ve kamuoyu tarafından da anlaşılmaya başladı sanıyorum! |
| Tweet |
Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.
Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta
Son güncelleme tarihi 7 Haziran 2026